Ekstrem spor oyunu
Küçüklüğümüzde kullandığımız bisikletlerin markaları, arabaların markaları arasındaki farkın önemi olduğu gibi bir dönemdi. Benden sonra bu durum değişti mi bilmiyorum, ama bildiğim bir şey var ki o da bizim kuşaktakiler BMX bisikletlere önem verirlerdi. Memur bir ailenin çocuğu olarak bana mavi bir "Flash 94" bisiklet alınmıştı. Her ne kadar çok sevdiğim ve üstünden inmediğim bir alet olsa da, tam olarak BMX’i karşılamıyordu. Zira karşı komşunun çocuğuna alınan bisiklet BMX’ti...
BMX vs Flash 94
Benim çocukluk anılarımın konuyla bağlantılı olduğu asıl nokta işte bu BMX bisiklette kesişiyor. Keza Dave Mirra BMX Challenge, PSP platformuna konuk oluyor. Bilmeyenler için belirtelim; Dave Mirra ünlü bir BMX ustası bisikletçi. Tabi ki burada bisikletçi derken bisikleti yapan ya da tamir eden değil, kullanan anlamında söylüyorum. Zira kendisi, gerçekten bir bisikletle akla gelip gelmeyecek tüm numaraları yapan bir şahsiyet. Bazı Game Boy Advance, Xbox ve PS2 oyunlarında da adı geçen Dave Mirra, genellikle oldukça eğlenceli ve oynanabilirliği yüksek yapımlarla karşımıza çıktı şimdiye kadar. Peki, bu defa PSP platformunda bekleneni verebiliyor mu, ona bakalım… Yapımda tek kişilik oyuncu seçeneği altında Exhibition, Quickplay ve Career modları görülüyor. Oldukça kısa olan kariyer modu, yarış ve gösteri odaklı olmak üzere iki ana başlıktan oluşuyor. Kariyer modunun oldukça kısa olması üzerine bir de yarışların oldukça basit olması ekleniyor. En yüksek zorluk seviyesinde dahi, yarışları en fazla ikinci olarak tamamlamak mümkün oluyor. Peki yarışlar ne kadar kısa derseniz, her iki zorluk seviyesinde de tamamı ile yarışları bitirmeniz yaklaşık iki saatinizi alacaktır. Tabi ki zor seviyeye geçmeden bir saatlik oynayış ardından da yarışlar tamamlandığından, maharet odaklı olan gösteri tabanlı oyun kısmına geçilebilmekte.
Maharet odaklı gösterilerin, genel olarak yarışlardan daha zor olduğu görülüyor. Ancak bu durum daha çok becerilerin çok çeşitli ve istenilen puana erişmeden diğer bölüme geçmemizden kaynaklandığı söylenebilir. Beceriler ise yön tuşları ve şekil tuşlarının kombinasyonu ile ortaya çıkarak yapılabilmekteler. Bu becerileri yalnız bisiklet ile değil, aynı zamanda etraftaki nesnelerden de faydalanarak yapabilmekteyiz. Örneğin kenardaki bir demir üzerine sıçrayarak kaymaya başladığımızda, ortaya çıkan denge-metre ile dengemizi kontrol ederek başarıyla gösterimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Puan toplamanın en kolay yolu gözüken denge oyunlarında başarısızlıkla yarıda kalan becerilerin puanları siliniyor ve sıfırdan başlamak zorunda kalıyoruz. Yapımda denge oyunları dışında ise fizik kurallarının pek işlemediği göze çarpıyor. Zira yarışlarda rakibe çarpmak, etraftaki nesnelere toslamak gibi durumlar karşınızdakini etkilemiyor ya da çok keskin dönüşlerden hız azaltmadan aniden geçebilmek komik görülüyor. Oynanan ortamlar bakımından ise birkaç istisna hariç çok fazla bir şey vaat etmeyen sıradan bölümler olduğu görülüyor.
Ad-Hoc modu üzerinden multiplayer oynamayı da destekleyen yapım, görsel olarak vasatı aşamıyor. Sesler ve müzikler bakımından ise punk pop tarzı müziklere ortalama seviyedeki efektler eşlik ediyor. Zaten bisikletin çıkartmadığı sesler, ancak denge becerisindeki metalin metale sürtünmesi gibi durumlarda duyulabiliyor. Dave Mirra BMX Challenge genel olarak ancak çok kısa süreli eğlenebileceğiniz, eğlence ve oynanabilirliğin teknik yoksunluklardan dolayı da baltalandığı bir yapım olmuş. Daha çok ekstrem spor severlere tavsiye edilebilir.
29 Ağustos 2008 Cuma
Dave Mirra BMX Challenge
Gönderen cLAO zaman: 13:13 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Innocent Life: A Futuristic Harvest Moon
Robotsal hasat zamanı
Harvest Moon, mazisi oldukça eskiye dayanan yapımlardan biridir aslında. Super Nintendo ile başlayan seri, on yıl ve yirmi oyun ardından Natsume firması tarafından yeniden oyun severler ile buluşturuluyor. Innocent Life: A Futuristic Harvest Moon, soyutlanmış bir adada fazla uzak olmayan yakın gelecekte geçiyor. Çiftçilik tabanlı bir yaşam simülasyonu olan yapımda orijinal Harvest Moon yapısı korunurken, oyunun daha basit olduğu ve buna bağlı olarak karakter derinliğinin serinin önceki versiyonlarına oranla daha az olduğu görülüyor.
Tarım dersi
Yapım, küçük Heartflame adasında 2022 yılında başlıyor. Ancak adanın görüldüğü kadar sakin bir ada olmadığını kısa sürede anlıyoruz. Keza efsaneler ve söylentilere göre adada bulunan volkan patladığı taktirde tüm yaşamı sona erdireceği yönünde söylentiler var. Serinin önceki versiyonları aksine bu defa yardım sever doktor Hope Grain’in yarattığı küçük bir erkek robotu kontrol ediyoruz. İyi kalpli doktor, insan olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamamız ve huzur içinde yaşayabilmemiz için içinde çeşitli ekinlerin bulunduğu toprakları satın almıştır. Bununla birlikte insanlar için çok tehlikeli olabilecek yerleri de araştırmak, volkanik aktiviteleri raporlamak ve Heartflame adasında yaşanan mistik olayları ortaya çıkartmakla görevliyizdir. Ayrıca tüm insanlar için adayı hoş tutmalı, eski moda çiftlik işlerinin otomatik olarak gerçekleştirileceği sistemler de kurmalıyızdır.
İşe doktorun yakın arkadaşının sulama çağrısı ve eğitim modunu içeren çağrısı ile başlıyoruz. Topraklarımızla tıpkı önceki yapımlarda olduğu gibi ilgileniyoruz. Toprak sürüyoruz, tohumları ekiyoruz, sulama yapıyoruz. Bu durum toprağın verimli hale gelene, çiçekler açmasına, besin vermesine dek sürüyor. Daha sonra ise ürünler toplanarak markete gönderiliyor. Çalışma zamanlarımızın dışında ise televizyon şovlarını izliyor, toprak sakinleri ile konuşuyor ve böylece nasıl yemek pişirileceği ile yenileceğini öğreniyoruz. Robot olduğumuz düşünüldüğünde yemek yemek ve pişirmek biraz saçma gözükebilir. Ancak hikayeye uygun şekilde aslen nasıl insan olunduğunu öğrenmeye çalıştığımız düşünülürse yaptıklarımızın çok da yersiz olmadığı ortaya çıkıyor. Tüm bunlar başta kolay gibi görülse de, örneğin geciktiğimiz her sulama bitkilerin büyümesini yavaşlattığından aksaklıklara neden olabiliyor ya da fırtına gibi adaya uğramadan etmeyen doğal afetler nedeni ile tüm ürünler zarar görebiliyor. Bunun dışında ürünlerden yabani otları temizlemek, taşları ve kayaları ayıklamak gibi işlemlerde bitki veriminin artmasını sağlayan uğraşlar arasında yer alıyor. Tüm bunları yaparken de kazma, kürek, tırpan gibi aletlerde bize yardımcı oluyor.
Her Pazar günü de doktor Grain’i ziyaret ederek, hikaye gelişimi sağlayacak ve işimizi kolaylaştıracak kritik nesneleri almaktayız. Kasaba halkı ile yapılan sohbetler ise enteresan olmakla birlikte hikaye için çok fazla önem arz etmeyen aktivitelerden. Görsel olarak oldukça renkli ve sevimli grafiklere sahip olan yapımda karakter modellemelerine çok özenilmemişse de yeterli seviyede oldukları görülüyor. Sesler ve müzikler bakımından da görsel seviyeyle ortalama aynı olan yapımda hoş ve akılda kalan melodiler eşlik ediyor. Innocent Life: A Futuristic Harvest Moon, genel olarak baktığımızda oldukça eğlenceli bir yapım olmuş. Özellikle içerik itibari ile taşınabilir bir platformda her zamankinden farklı bir şeyler oynamak isteyenlere hitap ediyor.
Gönderen cLAO zaman: 13:11 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
R-Type Command
Dünya'yı PSP'den kurtarmak
1980’lerin sonunda ses getirmiş yapımlardan biri olan R-Type Command, oldukça uzun bir süre ardından PSP platformunda yeniden hayat buluyor. Irem Software tarafından geliştirilen yapım, ilk versiyonundaki kayan ekranlı Shooter tarzı yerine, bu defa sıra tabanlı strateji oyunu olarak çıkıyor karşımıza. Açıkçası her iki tür arasında dağlar kadar fark var ve yeni versiyonu herkes beğenmeyebilir. Zira bu defa R-Type’ı katıksız olarak, R-Type olduğu için değil, daha çok sıra tabanlı strateji olduğu için sevmeliyiz. Bu bakımdan yeni oyunu sevenler ve sevmeyenler olarak iki ayrı gurubun çıkacağı kaçınılmaz bir gerçek.
Zuzaylılar
Açıkçası PSP ekranının, eski tipteki 2D kayan görüntülü bir Shooter’a daha iyi gideceğini düşünmüştüm. Bu bakımdan yapımcı firmanın cesaretini takdir etmek gerek. Keza ortaya çıkan yapımda hiç fena olmamış. Single Player modunda yaklaşık yirmi görev Campaign altında oynanmayı bekliyor. Görevler boyunca Dünyalılar ile Bydo İmparatorluğu arasındaki mücadele yer alıyor. Dünyalı bir komutanı yönettiğimiz oyunda ana amaç, Byro İmparatorluğu’nun merkezine ulaşmak, kontrol merkezlerini havaya uçurmak ve böylece Dünya’ya yaptıkları saldırıları engellemek oluyor. Altıgen bal petekleri gibi bölünmüş ekranda seçtiğimiz farklı özelliklere sahip uçaklar ve düşman birlikleri yer alıyor. Biz ekranın bir ucunda, onlar ise diğer ucunda. R-Type Command bu bakımdan bir nevi dama ve satranç gibi masa üstü bir oyuna da benzetilebilir. Yapımda ünitelerden sıra geldikçe yalnız biri oynatılabilmekte. Bu durum hareket, atak, özel hareket gibi aksiyonlarda da geçerli olmakta. Hal böyle olunca ortaya da oldukça yavaş bir süreç çıkıyor ve herkesin bu yavaş süreci beklemeye yetecek sabrı bulunmayabiliyor.
Zamanımızın büyük bölümünü kapladığı single player modu dışında birde Ad-Hoc modu üzerinden çalışan multiplayer bulunmakta. Daha önce açılmış olan bölümlerde arkadaşlarınızla savaşabileceğiniz çoklu oyuncuda keyif almak mümkün. Ancak multiplayer modunda her bir oyuncunun birkaç dakikayı bulabilen düşünme süreleri olduğundan, sıra karşı tarafa geçtiği vakit kahve molaları vermek gerekebiliyor. Zira hamlenizi iyi düşünmeli ve doğru hesaplar yaparak oynamalısınız. Bu bakımdan yapay zekaya karşı oynamanın hem süreci hızlandırması, hem de sıkılma ihtimalini düşürmesinden dolayı single player oynanabilirlikte daha ön planda bulunuyor.
Sıranı bekle!
R-Type Command beraberinde farklı özelliklere sahip üniteler ile birlikte geliyor. Üniteler yalnız birbirinden farklı görünmeleri ile değil, kontrolleri ve değişik durumlara karşı donanımları ile de birbirlerinden farklılar. Örneğin diğer gemilerle ilgilenmesinde özelleşmiş bir ünite, diğer gemilere kenetlenerek sağlık, yakıt, cephane gibi ihtiyaçları olan ünitelerin giderlerini karşılayabiliyor. Yapım her ne kadar çağdaşlaşmış olsa da, yine de 2D den tamamı ile kopamıyor. 2D alanlar ve 2D üniteler, 3D Render’lanmış arka planlarla buluşuyor. Çevre modellemelerinde çeşitli davranıldığı ve üzerinde durulduğu da açıkça görülmekte. Ünitelerin savaş anları gibi birbirleri ile etkileşime girdikleri anlarda araya giren 3D modellenmiş sinematikler ise, tekrar eden bir yapıda olduklarından bir süre sonra sıkmaya başlıyor. Ancak bu özelliği kapatıp açmak sizin elinizde olduğundan büyük bir sorun teşkil etmiyor. Gerçek konuşma seslerinin bulunmadığı yapımda, daha çok tekrar eden elektronik tabanlı efektler bulunmakta. Genel olarak baktığımızda R-Type Command, iyi sayabileceğimiz bir sıra tabanlı strateji oyunu olmuş. Bununla birlikte daha çok sabırlı kişilere hitap ettiği de bir gerçek.
Gönderen cLAO zaman: 11:35 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Alien Syndrome
Kurgusal bilime giriş
SEGA firması tarafından yayınlanan 3D aksiyonlara sıklıkla rastlamıyoruz. Aslında PSP konsoluna çıkan Alien Syndrome’da bunun nedenini açıklar nitelikte. Eski yapımları yeniden piyasaya sürmek gibi bir adet edinen SEGA, 1987 yılında oynanabilir olan bilim kurgu içerikli Alien Syndrome’u yeniden yaparak günümüze getirdi. Ancak ne yazık ki çoğu zaman olduğu gibi kimi yapımların geçmişte güzel oldukları, en azından hafızalarda o şekilde kalmaları gerektiğini aşamayıp, ortaya kötü sonuçlar çıkmaya devam ediyor.
Kara delik
Şu bir gerçek ki, Wii platformunda da boy gösteren yapım, PSP’de en azından daha iyi bir iş çıkartıyor. Muhtemelen çözünürlüğün bu platformda biraz daha yüksek olması buna neden olduğu da söylenebilir. Genellikle bilim kurgu yapımlarında hikaye bayatlamış, benzer karakterler içeren ve sonu tahmin edilebilir yapıdalar. Ne yazık ki Alien Syndrome’da benzer aksiyon, bilindik hikaye ve karakterleri ile çoğu bilim kurgu oyun ve filminden farklı bir deneyim vaat edemiyor. Oyun tahmin edileceği üzere uzaylılar, uzaylı gemisi ve canlı araştırması gibi konulara yoğunlaşıyor. Aksiyona girmeden öncede beş farklı karakter sınıfından birini seçmemiz isteniyor. Seçilen karakterlerin uzmanlık alanları ve kullandıkları silahlar olduğu elbette şaşırtıcı bir sonuç değil. Ancak asıl şaşırtıcı olan nokta, kilitli olan silahları elde etmek için harcadığımız puanların, elimizdeki ya da bulunabilen bir silahtan daha üstün bir silah için harcanmıyor olabilmesi.
Yapım boyunca genel olarak biraz labirent biçimlerdeki haritalarda yaşam izi arıyor, karşımıza çıkan uzaylıdan çok gulyabaniye benzeyen yaratıklara ateş ediyoruz. Başlarda bu durum iyi sayılabilecekken, birbirini tekrar eden düşman ve bölüm tasarımları nedeni ile büyük ölçüde baltalanmakta. Ayrıca sürekli gizlenen, ateş hattından kaçan bazı yaratıkların yanından koşarak, bir sonraki kontrol noktasına ulaşmak da yapay zekanın yeterli düzeyde olmadığını gösteriyor. Ara ara yapılan ve çok da zor olmayan Boss savaşları ile daha fazla puan toplamakta mümkün. Her ne kadar bazıları işimize yaramasa da toplanabilen silahlar dışında çeşitli zırh ve ekipmanlara erişmekte mümkün kılınmış. Karakter, silah ve ekipman toplamak, deneyim puanı kazanmak ile gerçekleştirilerek bir miktar RPG havası katılmaya çalışıldıysa da, içerikteki hatalar nedeni ile (Silahlar hiyerarşisinde olduğu gibi) istenilen düzeye ulaşamıyor.
Genel gidişat
Kontroller açısından da Wii ile ayrılan yapım, karakter kontrolü ve hedef alma işini analog kola bırakıyor. Düşmanla yapılan mücadeleler gibi bazı durumların ise bu platformda daha başarılı olduğu görülüyor. Kamera kontrolü açısından iyi iş çıkartan yapım, üçgen tuşuna basılı tutarak analog kol sayesinde istenilen pozisyondan bakmaya da izin veriyor. Dört kişiye kadar destekleyen multiplayer modu ile aksiyonu arkadaşlarınız ile birlikte yaşamanızda mümkün. Ancak ne yazık ki multiplayer modunda online oyun desteği bulunmuyor. Grafikler bakımından PSP’de şaşırtıcı şekilde Wii’den daha iyi görülen Alien Syndrome, TV’den daha yumuşak hatlar çiziyor. Bu tabi ki grafiklerin çok iyi olduğu anlamına gelmiyor. Keza düşmanların poligon sayılarının PSP’de daha düşük olduğu da aşikar. Yapım genel olarak bakıldığında klasik bir bilim kurgu oyunundan farksız görülüyor. İçerikteki bazı hata ve eksikliklerde birleşince ortalamayı aşamıyor. Ancak türe daha bir ilgisi olanlara önerilebilir.
Gönderen cLAO zaman: 11:15 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Platypus
Az sayıda bölüm, tekrar eden görselle
Mazisinde oyun oynamış bir kimlik barındıranlardan Shoot‘em Up olarak tabir edilen kayar ekranlı savaş oyunlarını oynamayanların sayısı muhtemelen çok azdır. Commodore’dan tutunda cep telefonlarına kadar yerleşmiş bir türdür genel olarak. Bu bakımdan ister istemez oynamış ya da görmüş olma olasılığınız çok yüksektir. PC platformuna da konuk olan Platypus, hikayeden yoksun, altı farklı çevreden ibaret ve önünüze çıkan her şeye ateş ederek yok etme tabanlı bir oyundu. Her şeye ateş etmek türün özelliği olsa da, yeterli içerik, hikaye ve oynanabilirlikten yoksun olması nedeni ile bazı eksikleri bulunmaktaydı. Bu defa PSP platformuna konuk olan yapım, oldukça eğlenceli ve basit yapısı ile dikkatleri yeniden üzerine çekiyor.
Kayar ekran
Popüler web ve basit PC oyunları tasarımcısı Mumbo Jumbo Games’in elinde çıkan Platypus’da, ok tuşları ya da analog kol ile uçağımızı kontrol ederken, tek bir buton ile de ateş etme işlevlerini yerine getiriyoruz. Ancak uçak üzerindeki dahili gelen silahın pek de işe yaramayan, oldukça güçsüz bir silah olduğunu öğrenmemiz çok fazla zaman almıyor. Bununla birlikte oyun boyunca gelişmemize bağlı olarak karşımıza güç arttırıcı paketler çıkıyor ve bizde bu paketleri toplayarak sınırlı gücü olan silahımızın kabiliyetlerini arttırıyoruz. Ancak bu paketler sadece yirmi saniye boyunca kullanılabilir olduğundan, süre dolduğunda etkilerini kaybediyorlar. Yinede oldukça sık karşımıza çıkmaları ve peş peşe toplanan paketlerin süreyi uzatması nedeni ile bu durum fazla bir sıkıntıya neden olmuyor. Güç arttırıcı paketler yapımda belki de en enteresan içeriği oluşturuyor. Yalnızca iyi bir kullanılabilirlikleri ya da etkileri ile değil, aynı zamanda oldukça yaratıcı ve istenilen silaha uygulanabilir olmaları ile de ön plana çıkıyorlar.
Bunların dışında makineli silah ve beş farklı paket sayesinde düşmanları özel şekillerde öldürmek, gemiden bırakmak üzere çeşitli renkteki yıldızları toplamak gibi aksiyonlarda yapılabilmekte. Yayılan tarzdaki ateşler aynı anda fazla sayıda düşmanı öldürmeye yararken, seri ateş fırsatı çıktığında normal öldürme kapasitemizin iki katına çıkmaktayız. Yolladığımız ses darbeleri ile de düşmanlar tarafından yollanan mermilerden kurtulmamızın yolu sağlanmış. Roketler ise oyun boyunca karşımıza çıkan altı farklı ana düşmana (Boss) karşı mücadele etmemiz için en temel ihtiyaçlarımızı oluşturmaktalar. Bölümler boyunca karşımıza çıkan düşmanlar genelde bir kaç atış sonrasında ölürken, altı farklı her bölümün sonunda karşılaştığımız Boss’ları öldürmek biraz daha zor oluyor. Aslında Boss’ları öldürmek mücadeleden ziyade daha çok doğru zamanlama sonucu oluyor. Ancak haliyle kimi zaman ölümle burun buruna geldiğimiz anlarda oluyor. Bununla birlikte oyuna başladığımızda dört ana ve iki kredi canımız ile başladığımızdan bu açıdan fazla sıkıntı yaşamıyoruz. Canlar ayrıca bölümler içinde de kazanılabildiği gibi başarı ile tamamlanan her bölüm sonunda da bir kredi canı ile daha ödüllendiriliyoruz.
Tek kişilik hikaye modu dışında yapımda birde Ad-Hoc üzerinden oynanabilen Survival modu bulunuyor. Arkadaşınızla birlikte oynadığınız bu modda öldüğünüz taktirde ise arkadaşınızın bölümü oynamasını seyredebiliyorsunuz. Yapım görsel olarak bir birini tekrar eden bir yapıda olsa da, genel olarak iyi olduğu söylenebilir. Sesler açısından da çok fazla bir şey vaat etmiyor. Ancak patlama ve silah seslerinin yeterli seviyede olduğu söylenebilir. Platypus genel olarak bazı teknik eksiklikleri olan, ancak türü sevenler için oldukça eğlenceli vakit geçirebilecekleri bir yapım olmuş.
Gönderen cLAO zaman: 11:10 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Tomb Raider: Anniversary
Lara'yı "Elde" etmek
Oyun dünyasında bir dönüm noktası sayabileceğimiz Tomb Raider, yalnız 10 yılı aşkın bir süredir piyasada olması ile değil, ilk 3D aksiyon macera tarzındaki oyun olması ile de gönüllerdeki yeri ayrıdır. Tabi ki oyunda başrolü oynayan Lara Croft’un da bu sevgideki payı büyüktür. Hatta ciddi anlamda oyun piyasasına kadın karakter kavramının etkilerini kanıtlaması ile pek çok yapım da bu kavramı ön plana çıkartmıştır. Tomb Raider: Anniversary, orijinal oyunun üzerinden yaklaşık on yıl sonra yeniden yapılandırılarak PSP platformunda karşımı çıkıyor.
PS2 platformundan PSP’ye port edilen yapım, her ne kadar PS2’de olduğu kadar iyi olmasa da, özellikle kamera hataları görmezden gelindiği takdirde oldukça iyi iş çıkartıldığı görülüyor. Orijinal oyunda olduğu gibi katıksız bir aksiyon macera olduğu görülen yapım, hikayesinde de herhangi bir fark barındırmıyor. Her zaman olduğu gibi yine antik mezarlar ve antik ülkelerde geçen hikayede Peru, Yunanistan ve Mısır’a uğramadan tam bir macera yaşamış sayılmayız. Ortamlar daha büyük ve daha güzel olduğu ilk göze çarpan şeyler arasında. Büyük alanlarda hangi yolu kullanacağımıza dair hesap yapmanız dahi olası. Keza detaylı çevreye olmazsa olmazlardan olan dikkatle işlenmiş bulmacalar eşlik ediyor. Ayrıca Lara’nın unutulmaz akrobasi kabiliyeti de aksiyon ve atmosferi tamamlayan etkenlerden.
Akrobasi
Lara’nın aksiyon ve akrobasideki muhtemelen en yakın rakibi Prince of Percia oluyor. Hatta yapımlar arası akrobasideki farkın birinde erkek diğerinde bayan karakterin gerçekleştirdiği için olduğu dahi söylenebilir; zira temelde aynı şeyleri yaptıkları görülüyor. Karakterimiz, Tomb Raider: Legend’takinden çok az bir değişim ile temelde aynı kabiliyetleri sergiliyor. Kayalardan ve çıkıntılardan esneyebilir, birinden diğerine atlayabilir, tırmanabilir, sallanabilir. Söylendiğinde biraz abartı gibi gelen bu durumlar, yapımda oldukça doğal ve akışkan bir şekilde verildiğinden herhangi bir abartma göze çarpmıyor. Maceranın anlatmadığımız eksik parçası olan bulmacalar da genellikle kayıp nesne ya da anahtarı bulmak ve özellikle de bir noktadan diğer noktaya nasıl ulaşılacağı sorununa çözüm üretme üzerine kurulmuşlar. Ayrıca tekdüze bir amaç ile bulmacayı çözmek yerine, bulmaca içinde bulmaca yapılarak derinlik sağlanmış. Hatta bazı bulmacaların tamamlanması için, artık bir saati aşkın bir zaman gerektiği dahi söylenebilir. Bunun bir nedeni de çevresel etkenler ve ekstradan uğraşmamız gereken şeylerin çıkması.
Yolumuza devam edebilmek için karşımıza çıkan sıçan, ayı, kurt, goril ve hatta dinozorlar ile mücadele etmek zorundayız. Mücadele sahneleri çok esnek olmayan, omuz tuşlarının aynı anda basılması ile hedefe kilitlenerek gerçekleştirilen bir aksiyon içeriyor. Omuz tuşları ile kamera açılarının kontrol edilmesini sağlarken, üçgen tuşuna basıldığı anda kamera tekrar orta noktaya geri dönüyor. Ancak üçgen tuşuna basılı tutarken analog kol ile kamerayı yönetmek de mümkün kılınmış. Çevre ve ortamlar büyük olmalarına karşın yükleme sürelerinin kısa oluşu da dikkat çekici. Grafikler açısından yaklaştığımızda da tatminkar seviyede olan oyun, akrobasi hareket ve animasyonlarında başarılı iş çıkartıyor. Grafikler ve modellemeler için iyi olduklarını söyleyebiliriz ancak bu PSP’nin sınırlarını zorladığı anlamına da gelmiyor. Ortalama 15 saatlik bir oyun süresi vaat eden Tomb Raider: Anniversary, eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacaktır. Türü ve özellikle Lara’yı sevenlere tavsiye edilir.
Gönderen cLAO zaman: 11:08 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Gradius Collection
Seksenlere dönüş
Biraz eski bir oyuncuysanız, Shoot'em up olarak tabir edilen, kayar ekranlı ve karşınıza çıkan düşmanları öldürdüğünüz tipteki oyunlarla bol miktarda haşır neşir olmuşsunuzudur. İşte bu türdeki zamanın en eğlenceli oyunlarından biriydi Gradius. Gradius Collection ise Konami tarafından geliştirilip, yeniden pazara sunulan ve içeriğinde beş farklı tam sürüm Gradius oyununu UMD diskinde toplayan bir derleme olmuş.
Bir devrin oyunu
1980’lerin popüler türü Shoot'em up, uzun bir aradan sonra PSP’de yeniden hayat buluyor. Yapım herhangi bir şekilde yeni bir şey vaat etmiyor. Ancak bizim beklediğimizde bu değil; keza oyunu alıp oynayacaklar, daha çok nostalji ve iyi bir derleme olduğu için edineceklerdir. Üçüncü boyutun tavan yaptığı, muhteşem grafikler arayanlar ise ana sayfaya dönüp, kendilerine popüler kültürün yeni oyunlarından birini seçebilirler. Zira onların aradığı hiçbir şey burada yok. Ancak dönüp baktığımızda, kimi zamanda bu hiçbir şeyin içinde çok daha fazla eğlendiğimizi hatırlamak ortaya ilginç bir çelişki çıkartıyor. Daha önce türü oynamamış ve ilgi duyanlar için içerikten kısaca bahsedelim… Oyunun teması uzayda geçen ve uzaylılara karşı verdiğimiz mücadeleyi temel alıyor. Gemimizle sağa doğru kayan ekranda ilerlerken, üzerimize çeşitli düşman uzaylıları gelmekte. Bizlerde haliyle geminin kaptanıyız ve yegâne amacımız karşımıza çıkar her şeyi havaya uçurmak. Bekleneceği üzere Dünya’yı kurtarmak bizim elimizde olduğundan var gücümüzle düşmanlara karşı bir savaş içindeyiz.
Seriyi oluşturan oyunlar için oldukça basit, ancak bir o kadar da derinliği olan oyunlar oldukları söylenebilir. Bölümler içindeki kesintisiz mücadele dengesinin ise oldukça iyi oturtulmuş olduğu rahatça söylenebilir. Bu mücadele içinde karşımıza çıkan envai çeşit düşmanlarla ise gemimizi güncelleyerek hayatta kalıyoruz. Haritadan toplanan kutucuklardan elde ettiğimiz yeni silahlar, zırhlar ve yetenekler sayesinde gemimizi daha güncel ve daha dişli tutmak mümkün olmakta. Bu tür oyunların vazgeçilmezleri olan daha iri kıyım düşmanlar (Boss) ise her zaman olduğu gibi bizleri en çok zorlayan kısım oluyor. Kendilerine has farklı silahları ile karşımıza çıkan bu düşmanlarla ancak yaptığımız mücadeleler sonucunda bölümlere devam edebilmekteyiz. Zira Boss’u öldüremeyene geçiş bileti kesilmiyor.
Serinin ilk versiyonundan sona doğra ilerledikçe daha bir kompleksleşme ve zorluk seviyesinde birazcık daha artma gözleniyor. UMD diskin beklide en dikkat çekici içeriğini ise Gradius Gaiden oluşturuyor. Yalnızca görsel ve sesler bakımından serinin en iyisi olduğu için değil, aynı zamanda seçilebilir güncellemeleri, istenilen gemiyi kullanabilme, tamamıyla yeni bölümler, oldukça iyi bölüm tasarımları gibi özellikleri nedeni ile serinin bu ayağı dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Ana oyunlar dışında menüde birde Galeri bölümü bulunuyor. Buraya girerek oyun içi müzikleri dinlemek ve resimlere ulaşmak mümkün kılınmış. Ayarlar bölümünde ise zorluk seviyesinden ekran görüntüsü oranına kadar pek çok tercihi keyfe kader değiştirebilmekteyiz. Orijinal görüntü oranı olan 16:9 PSP için en ideal çözüm gibi görünüyor. Multiplayer’da meydana gelen bazı hatalar dışında ise genel olarak herhangi bir teknik hata görülmüyor. Yirmi yaşındaki bir yapım için ses ve grafiklerden bahsetmeye çok da gerek yok. Gradius Collection, Konami tarafından piyasaya çıkan en iyi uyarlamalardan birini teşkil ediyor. Maziyi yad etmek ve shoot 'em up oynamak için bulunmaz fırsat.
Gönderen cLAO zaman: 11:03 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
F1 Grand Prix
Damalı bayrak bir kez daha kalkıyor
Yapım piyasaya yeni çıkmış bir oyun değil; hatta uzun bir süredir satışta olduğunu da söyleyebiliriz. Bununla birlikte özellikle PSP konsoluna ait oyunların kolay kolay vitrinlerden inmemesi, yeni çıkacak aynı türe ait oyunlarla karşılaştırma fırsatı yakalamak, yeni yaşadığımız F1 heyecanını kabartmak gibi nedenlerle F1 Grand Prix’i görücüye çıkartmak iyi bir fırsat.
Sony’nin resmi olarak F1 Grand Prix’in lisansını kazanması ardından geliştirilen yapım, dört ana oyun moduna ev sahipliği yapıyor. Tahmin edileceği üzere bunlardan başı çeken her zamanki gibi Dünya Şampiyonası oluyor. Bir ulus, bir takım ve bir sürücü seçtikten sonra Dünya’nın farklı pistlerinde yarışarak birinciliğe ulaşmaya çalışıyoruz. Şampiyonadan sonra muhtemelen en fazla vakit harcayacağınız yer ise senaryo modu olacaktır. Senaryo modunda önceden hazırlanmış belli kriterlere göre yarışıyor, kazandıkça da kapalı olan sıradaki senaryoları oynama şansına sahip oluyoruz. Ana menüde bir seçenek daha var ki gördüğümüz zaman hemen dikkatleri üzerine çekiyor: Tv Mode Race. Bu seçeneğe girildiği taktirde bir pist seçiyoruz ve oyun burada bir yarış simülasyonu yaratıyor. Burada amaç oynamak değil, izlemek. Keza üçgen tuşu ile farklı kamera açıları ve farklı yarışçıların kameralarına geçiş yaparak, yarışı TV’den izlermişçesine bir konumda oluyoruz. Oynamaktan yorulup yalnız izlemek istediğimizde iyi bir alternatif oluyor.
Bu ne sürat
PSP’de olmaması absürt kaçan Wi-Fi Multiplayer modu da yapımda mevcut. Kendi UMD’si olan arkadaşlarınızla yarışlar düzenlemek oldukça eğlenceli. Yapımda birde hasar sistemi bulunuyor. Araçlar birbirlerine ya da duvara çarptıklarında hasar aldıklarına dair uyarı mesajı çıkıyor. Ancak ne yazık ki bu durumu destekleyen herhangi bir görsel değişim ya da performans kaybı mevcut değil. Oyunda farklı zorluk seviyeleri olmakla birlikte, “kolay” dışındaki seviyeler ilk başta kilitli. Oyun zaten simülasyondan ziyade, daha çok arcade tarzına kaçan bir oynanış sunuyor. Şöyle ki, tam gaz gittiğimiz bir sırada keskin bir viraja gelindiğinde, son anda dahi yapılan bir frenaj genellikle sizi kurtarabiliyor. Bu nedenle diğer zorluk seviyelerinde oynamak çoğu oyuncunun daha çok hoşuna gidebilir. Zira yanlışlıkla geçilen dönüş noktalarında dahi oyun müdahale edere aracı otomatik olarak yavaşlatıyor. Bu da genellikle can sıkıcı bir hal alabiliyor.
Grafikler açısından baktığımızda ise oyun en parlak noktasını burada ifşa ediyor. Zira çevre ve araç modellemeleri oldukça detaylı ve iyi bir görsellik sunuyor. Grafiklerden yana eleştirilebilecek birkaç kelime, ışıklandırmaların biraz daha iyi olabileceği ve pistlerin birazcık karanlık kaldığı yönünde olabilir. Bununla birlikte pistler yeterli uzunlukta olmakla birlikte birazcık dar oldukları söylenebilir. Frame rate açısından da nadir meydana gelen düşüşler dışında oldukça tatminkar. Grafikler konusundaki başarıyı ise ne yazık ki seslerden yana görmek pek mümkün değil. Çok kaliteli olmayan motor sesleri haricinde, Sony’nin müzikler konusunda da özenli davranmadığı, yalnızca 6 adet parçanın yapımda bulunması açısından da kendini belli ediyor. TV modunda herhangi bir yorumcunun bulunmamasının eksikliği de hissediliyor. Genel olarak baktığımızda F1 Grand Prix maalesef ipi birinci olarak göğüsleyemiyor. Hatta sıralamada ortalarda dahi olduğu söylenebilir. Yinede F1 heyecanının ateşlendiği geçtiğimiz günlerin ardından denenebilir.
Gönderen cLAO zaman: 11:01 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Virtua Tennis 3
Raketlerinizi kapın, kortta görüşürüz!
Önceki tenis sporuna ait oyun incelememiz Smash Court Tennis 3 ardından, birbirlerine rakip konumda olan Virtua Tennis 3’ü de masaya yatırmak uygun olacaktır. Sumo Digital tarafından Xbox 360 versiyonundan PSP’ye port edilen Virtua Tennis 3, arcade tarzını iyi aktaran yapımlardan olmaya aday görünüyor.
Virtua Tennis serisi, ilk olarak SEGA’nın Dreamcast konsolunda boy göstermeye başladığı zamandan beri oldukça yol aldı. Gelişimini sürdüren yapım, zamanla farklı konsollardaki yerini de aldı ve Virtua Tennis 3, taşınabilir bir platformda oynamak için oldukça iyi bir konuma erişti. Çoğu oyunla tanıdık şekilde aynı sayabileceğimiz karakter editörü ile oyuna giriş yapıyoruz. Erkek ya da kadın seçilebilen karakterin görünüm ve fiziksel özelliklerini belirliyoruz. Dünya küresi üzerinde evimiz sayacağımız yeri tanımladıktan sonra, artık üç yüz sporcu arasında en popüler hale gelerek sıralamada yukarı çıkmaya çalıştığımız maceramıza başlıyoruz. Tabii ki bu o kadar kolay olmuyor. İlk olarak karakterimizi tenis okulunda ya da mini oyunlarda çalıştırıp geliştirmemiz gerekiyor. Tenis okuluna gitmek aynı zamanda yeni oyuncular içinde temel kural ve hareketleri öğrenmek için ideal bir ortam oluyor. Bir yandan biz öğreniyor, bir yandan da karakterimizi geliştiriyoruz. Tenis okulu adından da anlaşılacağı üzere "okul" adını da taşıdığından işler biraz daha ciddi. Bununla birlikte mini oyunlar ise tam tersi şekilde bir o kadar eğlenceli. Bu bakımdan karakter eğitiminde mini oyunları kullanmak muhtemelen daha çok tercih edeceğiniz bir yol olacak. Zira mini oyunlar eğitimde de alan savunması, servis, vole, ayak becerisi gibi alanlarda uzmanlaşmayı sağlarken bir o kadar da eğlendirmekte. Mini oyunlar kolaydan zora doğru giden bir yapıda ve genellikle de kilitliler. Her zaman olduğu gibi ilerleme kaydettikçe kilitli olanlar açılarak oynanabilir olmakta.
Anna Kournikova
Karakterinizi biraz geliştirdiniz, birazda siz oyuna dair bilgi sahibi oldunuz; artık sırada turnuvalar var. Turnuvalar aralarında İspanya, Çin, Fransa, İngiltere, Amerika, Avustralya, Almanya ve İtalya’nın bulunduğu ülkelerde yapılıyor. Turnuvalarda yalnız yarışabileceğimiz gibi bir partner eşliğinde ikiye iki de yarışmak mümkün. Ayrıca gece ve gündüz, açık ve kapalı mekan, farklı saha ve zemin koşulları gibi değişik özelliklerde de karşılaşmalar yapmak mümkün kılınmış. Koçtan gelen e-mailler aracılığı ile tiyo ve nasihatler alıyoruz. Keza hayran mektuplarını okumakta mümkün oluyor. Diğer oyunculardan da belli periyotlarla dostluk maçlarına davet alıyoruz. Böylece arada pratik yapmak mümkün oluyor. Genel olarak bakıldığında oyun arcade tabanına oturuyor. Bunu sağlayan en büyük etkenlerde tenis okulu, mini oyunlar, e-mailler, ödül sistemleri. Bunların dışında kontrollerde kolay yapıları ile oynanabilirliği arttıran etkenlerden. Atış yapabilmek için yalnız üç tuş atanmış, ancak sahada bulunulan konum ve reaksiyonlara göre çok farklı atış sitillerine izin verilmiş. Analog kol ile kontrol edilen karakterimizi yönlendirmekte genellikle kolay oluyor.
Yapım 4 kişiye kadar Ad-Hoc modu üzerinden multiplayer karşılaşmalara da izin veriyor, ancak online oyun hala mevcut değil. Grafikler açısından yaklaştığımızda oldukça kaliteli bir görselliğe sahip olan Virtua Tenis 3, karakter ve top animasyonlarında da oldukça iyi iş çıkartıyor. Kartondan izleyicileri saymazsak grafikler ve seslerden yana bir şikayetimiz yok. Ancak iyi atışlardan sonra giren tekrarların oyuncu tarafından kontrol edilememesinin eksikliği hissediliyor. Virtua Tennis 3 PSP’ye çıkmış tartışmasız en iyi tenis oyunlarından biri. Akıcı bir oynanış ve eğlenceli mini oyunları ile uzun süre elinizden bırakamayacaksınız. Özellikle arkadaşlarınıza karşı yaptığınız maçların tadı bir başka. Türü sevenlere duyurulur.
Gönderen cLAO zaman: 10:59 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Rush
Yarışmak için bahane arayanlara!
Rush serisi aslında oldukça uzun süredir farklı platformlarda oyun severler ile buluşmayı sürdüren bir yapım. Dreamcast’te dahil SF Rush 2 ve Rush 2049 isimleri ile gördüğümüz seri, oyunu geliştiren ve yayınlayan Midway tarafından, bu defa PSP platformu için piyasaya sürülüyor. Aslında L.A Rush olarak daha önce taşınabilir olmayan konsollara çıkan yapım ile PSP’ye gelen Rush neredeyse aynı sayılır. Aradaki farkın ise oyunun PSP’ye uygun hale getirilmesi ve yeni Stunt (Akrobatik) modunun eklenmesi olduğu söylenebilir.
Arabam nerede?
Oyunun hikaye moduna girdiğimizde, büyük konsol kardeşlerine çıkan L.A Rush ile paralel bir hikaye ile karşılaşıyoruz. Trikz Lane’i oynadığımız yapımda hikaye moduna girdiğimizde karşımıza oldukça iyi hazırlanmış bir video çıkıyor. Videoda karakter ve çevre modellemelerinin son derece kaliteli ve güzel göründüğüne, oldukça iyi bir render’lama yapıldığına değinmekte fayda var. Videodan anladığımız kadarı ile hayatımızı yarışlar ile idame ettiren, MTV-Cribs’ten fırlamış gibi görülen bir evde yaşayan, havuzda kızlarla vakit geçiren, onlarca arabası olan biri olarak lanse ediliyoruz. Ancak baş rakibimiz Lidell Rey’in ortaya çıkması ve aşağılayıcı konuşmaların geçmesi ile keyfimiz bir miktar kaçıyor. Bu durumu çok fazla sallamayarak iki haftalık bir tatile çıkan karakterimiz, döndüğünde ise pek de hoş olmayan bir sürpriz ile karşılaşıyor. Evi yağmalanmış, darmadağın edilmiş ve en önemlisi tüm araba koleksiyonu çalışmıştır. Böylece bizimde amacımız belli olur; arabaları tekrar ait oldukları yere geri getirmek.
Ne çok iyi ne çok kötü diyebileceğimiz hikaye ile maceramızda başlamış olur. Sahip olduğumuz tek araba ile başlayarak çeşitli türdeki yarışları kazanmalı, böylece hem para toplamalı, hem de yerlerde sürünen itibarımızı geri kazanmalıyız. Yarışları kazanmaya başlayarak hem kilitli olan görevleri yavaş yavaş açıyor, hem de takımımızı tekrardan bir araya toplamaya çalışıyoruz. Şehre ait haritanın GTA’da da olduğu gibi giderek büyüyen ve ucu açık bir şekilde olduğu söylenebilir. Anca tahmin edileceği üzere bir GTA kalitesini beklemek yanlış olacaktır. Özgürce gezebildiğimiz haritada neyin nerede olduğunu ezberlemeye çalışmak biraz zaman kaybı ve gereksiz olabilir. Yinede kimi zaman bildiğimiz yolları kullanmak zaman kazandırabilmekte. Sokaklara baktığımızda ise yaşayan bir şehir ve işleyen sıkı bir trafik görmek mümkün oluyor. Özellikle yarışlar esnasında trafiğin sıkıntı yaşatabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Buna birde polisler eklenince etraf tam anlamıyla panayır alanına dönüşüyor. Polisten kaçabildiğiniz gibi yakalandığınız takdirde de para cezasına çarptırılmaktasınız.
Engeller
Özellikle yarışlar esnasında yardımcı pilotumuz konumunda olan tepedeki ok işareti ise yolu tarif etmekte sanki biraz kararsız gibi görülüyor. Keza daha çok sapmanız gereken sokaklara sizden daha sonra tepki verebiliyor. Bu bakımdan oktan ziyade üzerinde bir sonraki varış noktanızı gösteren ekranın sol alt köşesindeki haritanın yardımı daha fazla oluyor. Harita ayrıca kestirme yollar açısından da size yardımda bulunuyor. Ancak kestirme yollar, kimi zaman yol olmaktan ziyade sıçrama rampaları ile trafiği aşmak gibi şekillerde de ortaya çıkabiliyor. Yarışlar esnasında trafikle yeterince cebelleşmezmiş gibi, başımıza bir de hileli araçlar çıkıyor. Örneğin dört yol ağzında birden önünüzden tır geçebiliyor. Bu noktada yapabileceğiniz en iyi şey tam gaz tırın önünden karşı yola devam etmek oluyor. Tabi ki zamanlama ve beceri denk gelmediği taktirde tırın ortasına girmek kaçınılmaz son oluyor. Elbette efendi gibi tırın geçmesini de bekleyebilirsiniz; ancak yarış esnasında bu durum pek tavsiye edilmiyor, benden söylemesi!
Hikaye dışında vakit geçirilebilecek farklı modlarda bulunuyor. Ancak bu oyunlardan ziyade Multiplayer’ın daha kaliteli ve daha eğlenceli olduğu görülüyor. Görsel olarak ortalama seviyede olan yapım, özellikle bazı modlarda ise kameranın azizliğine uğruyor. Sesler ve müzikler bakımından da ne çok iyi ne çok kötü dersek yerinde bir tabir kullanmış oluruz. Rush, PSP platformunda eğlenceli vakit geçirilebilecek, ancak çok uzun süre sizi oyalamayacak bir yapım olarak görülüyor.
Gönderen cLAO zaman: 10:56 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Star Wars: Battlefront II
Portatif yıldız savaşı
Piyasadaki çoğu platformda boy gösteren Star Wars: Battlefront 2, artık alışılageldiği üzere PSP platformuna da atlamadan edemedi. Görünüşte diğer konsollardan pek de farklı olmayan yapımda kayda değer ilk eksikliğin ise online oyunun mevcut olmadığı görülüyor. Yinede yapımı illa büyük ekranda oynamak gerekmediği, Battlefront 2 ile bir kez daha kanıtlanmış oluyor. Özellikle Star Wars severlerin, çılgınlığın artık taşınabilir bir boyuta ulaşması ile "Her yerde yıldız savaşları" cümlesi, fanların atasözü olarak kitaba geçiyor.
Star Dust
Yapımın taşınabilir bir boyut kazanması ile PC’de basit kalan savaşlar dahi PSP’de anlamlı oluyor. Örneğin onlarca farklı haritada yayılmış olan çok sayıda kontrol noktasını piyade olarak ele geçirmeye çalışıyoruz. Kontrol noktaları ele geçtikten sonra ise kaldığımız yerden diğer noktaları ele geçirmek üzere kaldığımız yerden işimize devam ediyoruz. Elbette bu söylendiği kadar kolay olmuyor. Zira düşman askerleri de bizlerle mücadele etmekteler. Başarıya giden yol, ya düşman askerlerinin kökünü kazımak, ya da haritadaki tüm noktaları ele geçirmek ile sağlanıyor. Artık bölüm içindeki gidişata göre buna karar vermek size kalmış bir şey. Küçük olduğunu söyleyemeyeceğimiz haritalarda yalnız yaya da bırakılmamışız. Kullanılabilecek hava tankları, AT-ST’ler, sürat motorları gibi alternatiflerimiz var. Alternatifler yalnız araçlarda da mevcut değil. Piyade olarak da seçebileceğimiz farklı birimler mevcut. Roketçiler, sniper, mühendisler gibi farklı türler olduğu gibi klon komutanları tarzında özel yeteneklere sahip farklı türlerle karşılaşmak da mümkün oluyor.
Conquest modu dışında yapımda oynanabilir daha pek çok mod bulunuyor. Ancak diğer konsollardan farklı olarak oynanabilen kahraman karakterler ve uzay savaşları ile PSP ön plana çıkıyor. Ancak özel karakterler ile oynamak, beklenilenin aksine işi daha bir hikayesel ya da filmsel şekle sokmuyor. Belli miktarda kazanılan puanlara karşılık açılan kilitli kahramanlardan, maç başına ancak bir tanesi mevcut olabiliyor. Bu bakımdan bir biri ile savaşan çok sayıda Yoda ve Darth Vader’lar beklemeyin! Ancak bazı bölümlerde karşımıza çıkan Boba Fett ya da Han Solo gibi özel karakterler ile daha ağır savaşlara girmek oldukça keyifli oluyor. Battlefront 2, PSP’de Galactic Conquest ve Challange olmak üzere iki ana tek kişilik mod barındırıyor. Ancak diğer platformlarda gördüğümüz Rise of the Empire Campaign modu PSP’de yer almıyor. Bunun yerine Galactic Conquest’te aşağı yukarı aynı işi yapıyor ve işlemciye karşı oynanan bir kutu oyunu gibi sıra tabanlı olarak işliyor. Tek kişilik modlardan başka olarak yapımda birde çoklu oyuncu desteği bulunuyor. Ancak yazı başında da belirttiğim gibi bu moda da farklı olarak online oynamak ne yazık ki mümkün olmuyor. Bunun yerine Ad-Hoc üzerinden 4 kişiye kadar oynanabilen Local mod bulunuyor.
Görsel olarak oldukça iyi modellenmiş ve detaylı olduğunu söyleyebileceğimiz karakterler ve araçlar, kimi zaman Ps2 versiyonundan dahi daha iyi görünüyor. On üç bölüm ile diğer platformlardakinden daha az sayıda bölüme sahip olan PSP, harita tasarımları ile de diğer platformlar ile benzerlik gösteriyor. Sesler ve müzikler bakımından ise tanıdık Star Wars tınılarını işitiyoruz. Ancak sesler ve efektlerin, grafiklerden bir basamak aşağıda kaldığı da açıkça görülüyor. Genel olarak baktığımızda Star Wars Battlefront 2, ortalamanın üzerinde bir başarıya imza atıyor. Özellikle Star Wars fanı olanlar için, çılgınlığın taşınabilir bir platforma sıçradığını söyleyebiliriz.
Gönderen cLAO zaman: 10:55 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Pocket Racers
Hikaye mi, oda ne?
Bazı oyunlar var ki sadece hikayeleri de olsun diye bir hikaye yazılıyor. Haliyle ortaya saçma sapan fikirler ya da düşüncelerden türemiş anlamsız senaryolar çıkıyor. Hatta ben bu oyunlar için önce oturulup oyunun yapıldığına, sonra bitirmeye yakın acelece yazılmış bir hikayenin eklendiğini bile düşünüyorum. İşte kimi oyunlar var ki hiçbir zaman bir hikayeleri olmamalıydı diyoruz. Hatta ben bazı oyunların hikayesiz olmaları taraftarıyım. Kötü olacağına hiç olmasın, yalnızca oynamak için oynayalım değil mi? Maalesef Pocket Racers’ta işte bu saçma konuya sahip gurupta üst sıralarda yer alan bir yapım olarak tarihe geçiyor.
Efendim, Pocket Racers’ın o muhteşem (!) senaryosundan kısaca bahsetmeye çalışalım. Siz ve arkadaşlarınızdan oluşan bir gurup kişi, evinizde parti vermektesinizdir. Ancak her nasıl olduysa kötü kalpli bir ruh sizin evinizi istila eder. Bununla da kalmaz, sizi ve tüm arkadaşlarınızı birer küçük oyuncak arabaya çevirir! Ortaya atılan bahis büyüktür; ya kendinizin ve arkadaşlarınız ruhlarını yarışları birinci bitirerek kurtarırsınız, ya da sonsuza kadar ruhlarınızı kaybedersiniz. Böylece sürücü koltuğuna, oyun dünyasında ilk kez ruhlarımızı kurtarmak üzere oturmuş oluyoruz. Aslına bakarsanız hikayeyi gözümde canlandırınca, çocukların verdiği partide kafası güzel milyon tane kişi olabileceği, bu yüzden de kötü ruh, minik araba ve ruhları kurtarma aksiyonlarının hayal ürünü olabileceği aklıma geldi. Daha sonra ise aklımda biraz daha mantıklı bir fikir oluştu, bence oyunu yazan kişilerin kafası güzeldi!
Ruhunu teslim edenler
Şaka bir yana, hikayeyi es geçerek oyuna bakalım. Aslında benzer yapımları PSP platformunda daha öncede oynamıştık. Silah tabanlı yarış oyunlarını aklınıza getirin; işte Pocket Racers’ın tam olarak içerdiği şeyde bu. Yani yeni bir şey yok. Kötü ruh bizi evimizde yakaladığından, tahmin edileceği üzere yarış mekanı olarak evin koridorları caddeleri, oturma odası gibi mekanlarda yarış sahalarını oluşturuyor. Tek kişilik oyuncu modunda ise oynanabilir üç farklı bölüm bulunuyor; Practice, Time Trial, Soul Race. İlk sırada yer alan pratik modunu es geçiyorum. Keza zaman karşı olan bölümde de bilmediğimiz bir şey karşımıza çıkmıyor. İsmi oldukça şaşalı olan Soul Race (Ruh Yarışı) ise aslında bildiğimiz klasik parkur yarışlarından oluşuyor. Her yarış ayrı ayrı işlem görüyor ve altın, gümüş ya da bronz madalya bulunduruyor. Her madalya altında ise beş yarış bulunuyor. Madalyaların toplanabilmesi için işte bu beş yarışın başarı ile tamamlanması gerekiyor. Kontroller açısından ise yapımın bizleri pek zorlamadığı görülüyor. Bazıları biraz fantastik bir yapıda olan on beş mahalde yarışmak ise kimi zaman ilginç olabiliyor.
Görsel olarak daha çok PlayStation 1’in grafiklerinin biraz daha yüksek çözünürlüklü olanları ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Çevre öğeleri, ortamlar, araç modellemelerinin yetersiz olduğu açıkça görülmekte. Sesler bakımından da çok farklı olmayan yapımda birbirini tekrar eden tınılarla karşılaşmak içten bile değil. Dört kişiye kadar ad-hoc modu üzerinden çoklu oyuncu modu destekleyen yapımda, "Ruhunu teslim edecek" başka arkadaşlar bulmakta ise sıkıntı çekebilirsiniz. Genel olarak Pocket Racers’ın ancak bir küçük kardeş oyunu olabileceği, hatta biraz oyunlarla haşır neşir ise onun bile kısa sürede ilgisini kaybedebileceği bir yapım olmuş. Piyasada çok daha kaliteli alternatifler varken, yapım daha çok zaman kaybı olacaktır.
Gönderen cLAO zaman: 10:37 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
M.A.C.H. Modified Air Combat Heroes
Burnout'ın uçan versiyonu çıktı!
Sierra tarafından pazara sunulan Modified Air Combat Heroes (M.A.C.H.), PSP platformu için piyasaya sürülen hızlı yarış oyunlarından birini oluşturuyor. Yalnız bu defa yarış yapanlar arabalar değil, uçaklar oluyor. Hatta uçakların yalnızca kendi aralarında da yalnızca yarıştıkları söylenemez. Bir yandan da şiddetli bir mücadele içinde olduklarını söylersek yeridir.
M.A.C.H için, Mario Kart ile Top Gun oyunlarının karşımı, ya da Wipeout’un uçakla oynanan versiyonları olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Hatta Ace Combat’ın Burnout ile birleşimi olduğu dahi söylenebilir. Aslında bir jeti kontrol etmek düşüncesi dahi oldukça karışık olarak geliyor akıllara. Flap’lar, motor, butonlar, göstergeler vs… gibi kontrol edilmesi gereken onlarca şey bulunmakta. Ancak yapım bu karmaşadan ve simülasyondan ziyade, her şeyi en basite indirgeyerek, sizin daha fazla heyecan, aksiyon ve eğlence yaşamanıza odaklanmış gibi görülüyor. Bize bırakılan ise PSP’nin altı ana tuşu ile koca bir jeti uçurmak ve yarışları birinci olarak bitirmek oluyor. Yapımın aslında oldukça saçma sayılabilecek bir hikayesi var. Ancak yinede bu bizi oynamaktan alıkoyamıyor. 2049 yılında geçtiği var sayılan bu aksiyonun temelinde, ordular yatıyor. Zira insanlı uçaklardan sıkılan üstün güce sahip ordular, yapay zeka kontrolündeki uçaklara rağbet göstererek, insanlı uçakları ıskartaya çıkartıyor. Açığa çıkan birbirinden güçlü jetleri ise, parası bol çılgın pilotlar satın alıyor. Böylelikle çılgın pilotların bir araya gelerek, underground yarışları satın aldıkları uçaklarla yapmalarının önü açılıyor. İyi bir hikaye olduğu söylenemez, ancak oynamak için de zaten bahane arıyorduk değil mi?
Her kestirmeye güvenmemek gerek!
Yapımda Arcade, Career ve Challenge olmak üzere üç ana tek kişilik oyun modu bulunuyor. Arcade modunda oynayabileceğimiz iki tür oyun var biri yarış yapmak, diğeri ise seçtiğimiz bir haritada it dalaşı yapmak. Challenge modu ise işin biraz daha görev tabanlı yapıldığı, belli bir süre içinde parkuru tamamlama, belli sayıda sikke toplama gibi aksiyonlar içeren bir mod olmuş. Oyunda ayrıca vakit geçirmek için bu modlar kullanılabilir. Ancak tek kişilik oyunun tadı asıl olarak kariyer modunda ortaya çıkıyor. Beş farklı zorluk seviyesine sahip olan bu bölümde jetlerimiz ile ya yarışıyor ya da it dalaşı içerisine giriyoruz. Bölümlerde kazanılan puanlar ise yarışı kaçıncı derecede bitirdiğimize göre belirleniyor. Eğer yarışı birinci olarak bitirdiysek, daha çok puan kazanma dışında yeni uçaklar gibi kilitli öğeleri de açma şansını elde ediyoruz. Daha öncede belirttiğim gibi uçakları uçurmak için özel bir çaba gerekmiyor. Otomatik olarak uçan uçaklara X’e basarak hızlarını arttırabiliyoruz. X’e iki defa bastığımızda ise turbo ortaya çıkarak çok hızlı itiş gücü ortaya çıkartıyor. Kontroller ise uçağın parkuru takip etmesi ile zor olmaktan çıkıyor.
Haritalar genellikle dağlar, tüneller, mağaralar ve su gibi çeşitli çevre öğeleri ile donatılmışlar. Normal yollar dışında ise harita üzerinde bazı kestirmelerde unutulmamış. Yollar üzerinde ise her an karşımıza çıkabilen tuzaklar olduğundan seri ve hızlı reflekslere sahip olmamız gerekiyor. Yarışlar esnasında ise her şey mubah olduğundan, topladığımız nesneleri rakiplere karşı kullanmadan edemiyoruz. Füzeler, bombalar, mayınlar, hız arttırıcılar gibi çeşitli öğeler ile rakiplerimiz karşısında bir adım öne çıkmaya çalışıyoruz. Açılabilir on bir farklı jet bulunan oyunda her bir uçağın farklı güçlü ve zayıf noktaları bulunduğundan, farklı uçaklarla oynamak farklı deneyimler vaat ederek oynanabilirliği arttırıyor. Ad-hoc modu üzerinden sekiz kişiye kadar da multiplayer destekleyen yapımda, yarış ve it dalaşı modlarını oynamak mümkün oluyor. Çoklu oyuncu modunun oyun paylaşımını desteklediğini de söylemeden geçmeyelim. Görsel olarak ortalamanın üzerinde güzel görüntüler veren M.A.C.H. sesler, efektler ve müzikler bakımından da sınıfı geçiyor. Modified Air Combat Heroes, basit, heyecanlı, bol aksiyona sahip ve oynanabilirliği yüksek bir oyun olduğu söylenebilir. Özellikle hız ve uçak tutkunlarının hoşuna gidecektir.
Gönderen cLAO zaman: 10:32 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Syphon Filter: Combat Ops
PSP'de multiplayer vakti
Sony tarafından indirilebilir olarak yayınlanan Syphon Filter: Combat Ops, yarışma ve rekabet öğelerinin ön plana çıktığı, multiplayer öğelerinin çok iyi bir şekilde özümsendiği bir yapım olmuş. Bir önceki oyun olan Syphon Filter: Logan's Shadow, oldukça iyi bir aksiyon oyunuyken, Combat Ops’da bu durum multiplayer haline geliyor.
Görev editörü
Combat Ops’u önceki versiyonundan farklı klan asıl etken görev düzenleyicisi oluyor. Logan's Shadow’da Sony’nin hazırladığı yedi harita Deathmatch, Team Deathmatch, Rogue Agent, Retrieval, Sabotage modları üzerinde kısıtlı bir oynanabilirlik sunarken, Combat Ops kendi görevlerimizi yaratabileceğimiz, onlara hikaye ekleyebileceğimiz, hatta yapıtlarımızı dünya ile paylaşabileceğimiz bir editör sunuyor. Görev editörüne girdiğimiz zaman kabarık bir listede farklı seçenekler karşımıza çıkıyor. İlk olarak bizden dört farklı mahalden (Köy, Harabe, Kale, Uzay) birini seçmemiz isteniyor. Logan’s Shadow’da bu sayının yedi olduğunu belirtmiştim; ancak oyunumuzda seçilen mahal ardından bu defa sıra bölgeleri seçmeye geliyor. Merkez bölgesi, Alfa bölgesi, Beta bölgesinden oluşan konumları yine listeden seçerek belirliyoruz. Daha çok Lego parçalarını bir araya getirirmişçesine, görevi oluşturan parçaları birleştirdiğimiz de söylenebilir. Ana mahal olarak kaleyi seçtiğinizi var sayalım; buna bağlı olarak seçeneklerinizde o temaya uygun şekilde değişiyor. Merkez bölge için tüneller, hendekler, duvarlar, bölümlerden oluşan dört farklı seçilebilir eklenti varken, birincil bölge için seçilebilir beş, ikincil bölge için de dört farklı seçenek sunuluyor. Bununla da bitmiyor, mücadelelerin gündüz/gece, istenilen hava şartında (sisli, açık, yağmurlu, karlı, su içinde ya da toz içinde) yapılması da bizim zevkimize kalmış.
Asıl öncelikli olan harita tamamlandıktan sonra ise sıra göreve yönelik tercihlere geliyor. Görevin mücadele tipi, spawn noktaları, fıçılar, siperler gibi farklı seçimleri belirlemekte ikincil tercihleri oluşturuyor. Tüm işlemleri tamamladıktan sonra yarattığınız bölüme isim verebilir ve bir açıklama ekleyebilirsiniz. Hatta bölümlere hikayeler yazmak da size kalmış bir şey. Oyun sırasında ikiden dokuz kişiye kadar dahil olabilen gruplarda, oyuna giriş yapmadan önce tüm arkadaşların bir araya toplanma zorunluluğunu kaldırıyor. İçerikte bulunan elli beş farklı kullanılabilir silah ile aksiyon bol miktarda yaşanıyor. Özellikle arkadaşlarınızla oynarken sesli chat fonksiyonu sayesinde keyifli dakikalar geçirmek mümkün. Ad-Hoc ve Infrastructure üzerinden oynanabilen yapımda her zaman çok sayıda online oyuncu bulmak mümkün olmayabiliyor. Bu bakımdan arkadaşlarınızla oynamayı da düşünüyorsanız daha yerinde bir tercih olacaktır. Genel olarak Combat Ops’un diğer aksiyonlardan ayrılan kısmı ile ilgili bilgi vermek istedim. Zira oyun aksiyon alanında piyasadaki türdeşlerinden pek farklı değil ve zaten bu konuda da iyi bir içeriğe sahip. Grafikler ve seslerden yana ortalamanın üzerinde olan Combat Ops’da sesli chat özelliğinin olması ile ön plana çıkıyor. Gerek içeriği, gerekse görev editörü ile multiplayer oynamayı seven kişiler için oldukça iyi bir kaynak.
Gönderen cLAO zaman: 10:30 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
The Sims 2: Pets
Taşınabilir Sims çılgınlığı
Muhtemelen oyun dünyasının en popüler yaşam simülasyonu olan The Sims, her ne kadar çok tartışılsa da söylenenlere aldırış etmeyerek bildiği yoldan ilerlemeyi sürdürüyor. Hemen hepimizin bildiği gibi bu yol, elbette pek çok sayıda genişleme paketlerinden geçiyor. Kim ne derse desin, Sims 2 genişlemeye, genişledikçe de daha çok hasılat toplamayı sürdürüyor.
Sims dili
Eklentileri ile daha bir gerçek yaşam simülasyonu halini alan Sims 2, bu defa içeriğine Pets, yani evcil hayvanları katmış. Sims çılgınlığı anlaşılan biraz daha yayılmak istiyor ki, bu defa portatif aygıtımız PSP’ye bulaşıyor. Yapımın PC versiyonu ile oldukça benzer olan PSP versiyonunda, her zaman olduğu gibi işe bir aile yaratarak başlıyoruz. Ancak bu defa küçük misafirlerimizde bize katıyor; yani hayvanlar. Özellikle kedi ve köpeklere yoğunlaşan yapımda bu havyaların farklı türlerinden de seçim yapılabiliyor. Örneğin köpeklerde Golden Retriever, Alman Shepherd, Dalmaçyalı, Chow Chow; kedilerde Amerikan kısa tüylü, İran, Siyam gibi seçenekler oyundakilerden yalnızca bazılarını oluşturuyor. İlk işimiz her zaman olduğu gibi evimizi dayayıp döşemek oluyor. Daha sonra ise içinde yaşamaya başladığımız evimizde The Sims 2’de olduğu gibi görev yapılı sistem işliyor. Ancak bu defa işin içine hayvanlarda giriyor. Evcil hayvanlarımıza eğitim vermeli, evin içini pisletmemeleri için tuvalet eğitimlerini gerçekleştirmemiz gerekiyor. Simlerimizin yemek yemek ve tuvalet gibi temel ihtiyaçları her zaman olduğu gibi varlığını sürdürüyor. Ne de olsa bir yaşam simülasyonu oynuyoruz. Ancak bu defa ihtiyaçları karşılanması gereken yalnız insanlar olmadığından işimiz biraz daha kabarıyor. Yinede işlemcinin kontrol ettiği karakterlerin bu yapımda daha zeki oldukları gözleniyor. Hayvanların öğrenebilir olması ise yapay zekaya artı puan getiren bir başka kısmı oluşturuyor.
Elbette hayvan gerçek hayattaki gibi o kadar da zeki değiller ve üzerlerinde çalışmak gerekiyor. İstenileni yaptıklarında ödül vermek, öğrenmelerine yardımcı etkenlerden birini oluşturuyor. Hayvanlar yalnız öğrenebilir oldukları için özel değil, aynı zamanda kendi kişiliklerine de sahip olduklarından özel bir yapıya sahipler. İyi huylu hayvanlar komşuların hayvanları ile de iyi geçinip oynarken, yaramaz yapıdaki hayvanlar kavga gürültü kopartmaktan hiç çekinmiyorlar. Diğer hayvanlar ile etkileşim ise en yoğun şekilde şehrin merkez parkında oluyor. Parkta atlayıp zıplayan, bir birleri ile oynayan ya da kavga eden çok sayıda hayvan görmek mümkün.
Yapımın en büyük eksisi ise yalnız mekan değiştirirken değil, hemen her yerde karşımıza çıkan uzun yükleme ekranlarından kaynaklanıyor. Gerçek bir sabır testi sayılabilecek yüklemeler oyundan kopmanıza neden olacak kadar etkili bir yapıya sahipler. Bunun dışında özellikle hayvanlar ile oynarken Frame rate oranında meydana gelen ani düşüşler de can sıkıcı olabiliyor. Görsel olarak ortalama üstünde olan yapımda hayvan modellemelerinin de güzel olduğu görülüyor. Bazı teknik hatalar ve Frame rate çökmelerinin olmadığı anlarda ise hayvan animasyonlarının oldukça eğlenceli olduğu görülüyor. Sesler ve müzikler bakımından ise hayvan seslerinin eklenmesi dışında yeni bir şey bulunmuyor. Bilindik Simce konuşmalar ve sesler oyun boyunca eşlik ediyor. Kontroller açısından oldukça iyi bir entegrasyon sağlanan yapımda, genel olarak işi bozan uzun yükleme süreleri ve Frame rate gibi teknik hatalar oluyor. Bu hatalar olmasaydı, Sims çılgınlığının taşınabilir bir hal alacağına kesin gözle bakılabilirdi.
Gönderen cLAO zaman: 10:16 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Skate Park City
PSP'de denge sanatı
Karşıdan bakıldığında dört tekerlekli olan kaykaylar üzerinde durmak, çok daha kolay gibi gelirdi denemeden önce. Ancak meletin üzerine çıkmamla inmem bir olmuştu adeta. Keza beni üzerinden atan bir at edasıyla üzerinde durmama izin vermiyordu. Ben ki, bir bisiklet hastasıyım, üzerine Roller Skate yapmaktan da büyük keyif alırım, ancak bir türlü kaykay üzerinde rahat hareket edebilmiş değilim. Anlaşılan o ki benim aram tek sıra şeklinde olan tekerleklilerle iyi…
Usta kaykaycı
Oradan oraya atlayan, havada kaykaya takla attıran, demirlerin üzerinde kayan kişiler olamasak da, bu sporun oyun versiyonlarına daha önceden alışık sayılırız. Özellikle de piyasanın ilki olan ve popülerliğini hala sürdüren Tony Hawk's Pro Skater oyun serisi ile farklı platformlarda bu sporu kafa göz yarmadan oynama şansını yakaladık. Tony Hawk serisini zaten yeterince oynadığımızı düşünen yapımcılar, bu defa türe alternatif olması açısından Skate Park City isimli oyunu PSP platformunda piyasaya sürdüler. Eğlence ve aksiyona yeterince müsait olan konsolumuz, bu defa kaykay dengelerinin üzerinde durmaya çalışacak. Oyunu açıp ana menüsüne girdiğimizde klasik olarak görmeye alışık oluğumuz tek kişilik ve çoklu oyuncu seçenekleri ile karşılaşıyoruz. Her zaman olduğu gibi tek kişilik moda girdiğimizde, öncelikli olarak bir profil yaratmamız gerekiyor. Oynanabilir kız ve erkek farklı karakterlerden açık olanlardan birini seçiyoruz. Seçim ekranında o an seçili olan karaktere ait yetenek bilgilerini gösteren ufak bir tablo ile de bilgilendiriliyoruz. İlerledikçe açılan diğer karakterlerinde farklı kabiliyetleri olduğundan, başta değilse bile ileride bu tablolara bakarak yapılmak istenilen aksiyon türüne göre karakter seçimi yapılabiliyor. Yinede bu yetenek özelliklerinin çok bariz şekilde oyun içinde fark yaratmadığını belirtmekte fayda var.
Ana oyuna geçmeden önce isteğe bağlı olarak eğitim modunu da oynayabilmekteyiz. İlk bölümlere başlamadan önce eğitim modunun tamamlanmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Keza onlarca farklı kombinasyon ile yaratılan hareketleri öğrenmeden bölümlerin tamamlanması oldukça zor görülüyor. Eğitimi tamamlayarak ilk bölüme giriş yapmamız ile biraz bulunsun diye konulmuş olan basit hikaye aktarılıyor. Çok önemli olmadığından değinmiyorum. Oyunda bölümler kolaydan zora giden bir yapıda hazırlanmışlar. Bölümler boyunca mini görev yapılı sistem dahilinde hedeflere ulaşmaya çalışılıyor. Tuş kombinasyonları ile ortaya çıkardığımız akrobatik hareketler ile de ekstra puan toplamaya çalışıyoruz. Özellikle boruların üzerinde giderek toplanan puanlar oldukça iyi puan veriyor. Borular üzerindeyken ortaya çıkan denge metre ile tuşları sağa sola iterek dengede kalmaya çalışıyoruz. Düşersek toplanan puanlar sıfırlanıyor. Bu nedenle kayılan kısım bitene kadar dengede kalmak şart oluyor. Başarıyla tamamlanan bölümler ve madalya toplama ile de kilitli öğelerin açılması şeklinde ödüllendiriliyoruz.
Altın madalya
Oyunda toplamda dört yüz civarı madalya bulunduğundan tamamını toplayarak oyunu bitirmeye çalışırsanız, yaklaşık otuz saatlik bir oyun süresi sizleri bekliyor demektir. Yapım ayrıca internet ve Ad-Hoc modu üzerinden destekleyen birde çoklu oyuncu modu barındırıyor. Ayrıca oyun paylaşımının desteklenmesi ile UMD’ye sahip olmayan arkadaşlarınızla da multiplayer oynayabilmeniz sağlanmış. Skate Park City, ortalama üstü seviyede sayabileceğimiz grafikleri ve müzikleri bulunan bir yapıya sahip. Tony Hawk’dan sıkılanlar için iyi bir alternatif geldiği söylenebilir.
Gönderen cLAO zaman: 10:10 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Tom Clancy's Splinter Cell Essentials
Sam'in bilinmeyen hayatı
Uzun süredir bizlerle birlikte olan Sam Fisher, sessiz sedasız yürüttüğü maceralarına devam ediyor. Cep telefonlarından Game Boy Advance’e kadar pek çok platformda dolaşan karakterimiz, bu defa mekan olarak kendisine PSP’yi belirlemiş. Elbette Sam Fisher’ı 3D olarak PSP’de oynamak, 2D kayar ekranlı ortamlarda oynamaktan çok daha zevkli. Ancak yapımın tüm beklentilerimizi karşılamaya yetmediği de bir gerçek.
PSP platformu için özel olarak geliştirilen Splinter Cell Essentials, serinin Double Agent ayağından hemen sonraki kısma oturuyor. Oyun başlayınca Sam’i biraz kederli bir anında buluyoruz. Sam, bundan yıllar önce o görevdeyken sarhoş bir sürücü yüzünden ölen kızının yıl dönümü nedeni ile mezarını ziyarete gelir. Ancak üzüntüsünü bile doğru düzgün yaşayamadan, kendi ülkesinin gizli ajanları tarafından tutuklanır. Serinin önceki versiyonlarından da bildiğimiz gibi ajanların ısrarlı soruları Sam’in neden Third Echelon’a katıldığı ve terörist guruplara dahil olduğu yönündedir. Temel olarak Flashback’lerden oluşan görevlerde tanıdık sahnelere rastlamak da mümkün oluyor. Bölümlerde genel olarak Sam’e karşı sivilleri öldürdüğü yönünde bir suçlama bulunuyor. Ancak kahramanımız bu suçlamaların doğru olmadığını belirterek aslında nasıl olduğunu söylüyor. İşte bu söyleme noktasında biz devreye giriyoruz ve olayların aslında nasıl geliştiğini bizzat oynayarak öğreniyoruz. Sık sık ara sahneler ve Flashback’lerle kesilen dokuz ana görev ve üç bonus görev, gerçeğin ortaya çıkması için bizleri bekliyor. Aslında ortaya çıkan yalnız gerçek olmuyor; bir yandan da Sam’in kariyerine başladığı ilk görevinden Double Agent’a kadar olan kısmı taradığımız söylenebilir.
Gizli ajan
Yapımda aksiyon ve taktik iç içe geçtiğinden her zaman olduğu gibi ekranın sağ alt köşesinde ses ve ışık miktarını gösteren bir bar bulunuyor. Bu barlara göre ne kadar görünmez ne kadar meydanda olduğumuz anlaşılıyor. Duvarlarda, nesnelerin arkasında saklanmak; eğilerek ses çıkartmadan yürümek serinin vazgeçilmezlerinden olmayı sürdürüyor. Bunun dışında diğer versiyonlardan alışık olduğumuz Sam’in yardımcı araçları da PSP’de varlıklarını muhafaza ediyor. Dürbün, maymuncuk, gece görüşü, susturucu gibi tanıdık gereçler bir numaralı dostumuz. Bir diğer tanıdık şeyler ise Sam’in aksiyonlarında boy gösteriyor. Zıplayarak borulara tutunmak, yukarda sarkarak düşmana görünmemek, sessizce düşmanı öldürmek ve daha sonrada görülmeyecek bir yere taşımak, bilgisayarları hack’lemek tarzı aksiyonlar da işin daha ziyade taktik kısmında yer alıyor.
Analog kol ile kontrol ettiğimiz Sam’in, ne yazık ki gittiği yöne göre otomatik bir kamera takibi yapılmıyor. Bu nedenle sürekli olarak önce O tuşuna basılı tutuyor, sonra da analog kolu hareket ettirerek kamera açısını değiştiriyoruz. Üçgen ile zıplarken, kare ile çömeliyor, X ile ise kapı açma gibi komutları gerçekleştiriyoruz. Zoom yapma, gece görüşü, silahı ele alma gibi aksiyonlar ise ok tuşlarına atanmış. R tuşu ise tetik görevini üstlenmiş. Genel olarak kontrollerin pek zor olmadığını görüyoruz. Bu noktada tek can sıkıcı olan şey kamera kontrolü ile uğraşmak. Öldüğümüz vakit ise yeniden oyuna dönebilmemiz için ise en az otuz saniyelik bir yükleme ekranını beklemek zorunda kalıyoruz. Keza oyun için diğer bekleme sürelerinin de çok kısa olduğunu söyleyemem. Bazı karanlık bölümlerin ise fazla karanlık olduğu ve Sam’in saklandığı yerde yüzünün baktığı yönü gördüğümüz vakit, saklanılan yerden düşmanın olup olmadığını bilmeden bodoslama çıkmak zorunda kalabiliyoruz.
Sam’in macerası biter
Single player modundan sıkılanlar için ise Ad-hoc modu üzerinden desteklenen birde multiplayer modu bulunuyor. Spy vs Spy şeklinde olan modun daha çok bir deathmatch olduğunu da söyleyebiliriz. Splinter Cell her ne kadar teknik hataları nedeni ile puan kaybetse de seriyi ve türü sevenler için ortalama üstü bir alternatif oluşturuyor. Farklı bir şeyler oynamak için tercih edilebilir.
Gönderen cLAO zaman: 10:06 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Grand Theft Auto: Vice City Stories
"I`m your brother.You can trust me!"
PSP`deki GTA Liberty City Stories şokunu atlatamadan Rockstar Games 2. darbeyle yani GTA Vice City Stories ile bir kere daha mest etti PSP kullanıcılarını.Şu anda PSP sahibi olupta bu oyunu almayacak bir kişi tanımıyorum.Hatta çoğu kişinin PSP alma sebebi bile olabilir.
Bu konuda fazla abarttığımı düşünmeyin.Şu anda PSP için çıkan en iyi oyunlar tartışmasız GTA Stories serisi.Zaten aletin kaldırabileceği en iyi grafik ve 1.8 GBlık alanı en iyi kullanma bu oyunlarda mümkün oluyor.Kısacası PSP Rockstar Games tarafından işgal edilmiş durumda.Bir nevi GTA konsolu diyebiliriz.Ben lafı fazla dolandırmadan hemen incelemeye geçeyim en iyisi.
"Bak Lance!Bu aralar iyi adam olmak zorundayım."
Oyundaki karekterimizin adı Victor Vance.Herkes ona kısaca "Vic" diyor.Belki uzun uzun "Victor" demesi zor geliyordur belkide daha kısa ve şık olsun diye "Vic" diyorlardır orasını bilemem.Adamımız çok babacan biri.Herkese karşı sevecen bir tavrı var ancak kötü insanlarada gerektiği gibi davranmasını biliyor.
Asker olan Victor Vance aldığı bir görevle iş yapmaya koyulur.Amacı şehirdeki kötü işlerle uğraşanları bulup işlerine çomak sokmaktır.Ancak herşey planladığı gibi gitmez ve kendini bir anda bu işlerle ilgilenen biri olarak bulur.Dahası kardeşi Lance`te bu işlerin içindedir.Bir yandan üçkağıtçı kardeşini adam etmeye uğraşan Victor diğer yandan bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünür.Sonunda gerçeği anlar; Artık o bu işlerin adamıdır ve geriye dönüşü yoktur.
Yine farklı ve ilginç bir senaryoyla karşı karşıyayız.Rockstar Games GTA Stories serisinde gerçekten herşey için çok çalışıyor.Hem güzel bir konu ve detaylı hazırlanmış görevler hemde güzel ve yeterli özellikler ekleyerek PSP sahiplerini adeta büyülüyor.Unutmamak lazımki böyle bir oyunu 1.8 GB UMD`ye sığdırmakta pek kolay bir iş değil.Bu yüzden yine şahane bir GTA oyunuyla karşı kaşıyayız.

"San Andreas features in Vice City"
Oyunumuzdan grafik açısından bahsetmek gerekirse Rockstar bu sefer çok güzel bir iş çıkarmış.San Andreas kalitesindeki oyun grafiği gerçekten göz dolduruyor.Ayrıca görev alma esnasında modellemelerdeki serbestlik ve detay gerçekten çok güzel düşünülmüş.Artık 5`i bir yerde parmaklarda en azından görev alma esnasında birbirlerinden ayrılmışlar.Araçlar aşırıya kaçmamak şartıyla etraftaki herşeyi yansıtıyorlar.Artık araçla gezerken etraftakiler abartılı yansımadığı için aracın ne renk olduğunu kavramakta zorluk çekmeyeceksiniz.Grafikler benden tam not aldı.
Seslere baktığımızda yine en ufak bir değişiklik göremiyoruz.Bu konuda artık Rockstar Games bıktırdı diyebiliriz.Bir firma 2001 yılından beri ses konusunda hiç mi köklü değişikliğe gitmez be kardeşim?"Artık yeter!" diye isyan ediyoruz ve sesler için "eh işte..." tarzında bir yorum yaparak Rockstar Games`i Allah`a havale ediyoruz.
Müzikler ise gerçekten çok hoş düşünülmüş.Radyolarda çalan şarkılar 1984 yılına ait olmasına rağmen gayet güzel ve kulağınızı şenlendiren müzikler.Bir radyo kanalını açtığınız zaman değiştirmeye kıyamıyorsunuz neredeyse.Ben 80li yıllara ait şarkıları sevdiğim için bana hoş gelmişte olabilir, orasını bilmiyorum.Nede olsa biz 80lerin çocuğuyuz, bu şarkılar bizim şarkılarımız.Ancak zamane gençliği sever mi bilemem.Tercih meselesi yani.Fakat müzikler benden tam not aldı.
Kontrol olarak GTA Liberty City Stories`ten pek farkı yok diyebiliriz.Tek farklılık dövüş sisteminin San Andreas`taki gibi olması.R1 ile düşmana nişan alıp kare tuşu ile kendinizi savunuyor ve daire tuşu ile tekme tokat dalıyorsunuz.Üçgen tuşuda öğrendiğiniz özel dövüş tekniklerinizi uygulamaya yarıyor.Onun haricinde drive-by yapmak yine bir işkence ve bazı fonksiyonları kullanamadığınız için Dualshock 2 özlemi çekebilirsiniz.
"Ooooo!Look!Who is this?Saint Victor of Vance!"
Şimdi geldik oyunumuzu baştan sona incelemeye...Bu bölümde Vice City`i baştan sona keşfedeceğiz.
Oyunumuzdaki özelliklerin çoğu San Andreas`tan alınma dedik.Ancak tamamen çalıntı yapmamışlar.Mesela Drive-by özelliği VCS`de mevcut.Ancak San Andreas`taki sistemi tamamen çalıp oyuna monte etmemişler.Drive-by sadece drive-by silahlarıyla yapılıyor ve cam bir yere kadar açılıyor.Yani drive-by yapan araçtan indiği zaman camın açılmayan kısmını görebilirsiniz.San Andreas`ta ise direk cam yokuluveriyordu.Gerçekçilik adına düşünülmüş küçük ve hoş bir ayrıntı bu.
Giyinme sistemi Liberty City Stories`teki gibi olmuş.Sizin anlayacağınız Victor`u sadace boxer ve yalın ayak vaziyette dolaştırıp rezil edemeyeceksiniz.
Oyunda ağır silahlarla koşmak yine mevcut.PSP sahipleri bu özelliğin eğilme eksikliğinin yerine konulduğunu biliyorlar ve alıştılar.Artık eğilmek kimsenin işine gelmiyor.
Silah demişken oyunumuzda yine iki çeşit nişan sistemi mevcut.Birincisi geleneksel otomatik nişan.Bu modda iken elinizde silah olsun olmasın R1 tuşu ile bir insana kitlenip ona saldırabilirsiniz.Çok yararlı bir sistemdir eskiden beri.Bu sayede yanlış insaları dövmez veya süzgeçe çevirmezsiniz.İkincisi ise geleneksel olmaya aday manual sistem.Manual nişan aldığınızda kontroller yüzünden ne yazıkki yürüyemiyorsunuz.Ancak dikkati çeken bir nokta var, hemen belirtmek istiyorum.Victor aslında ateş ederken bir yandan da yürüyebiliyor.Buda demektirki oyunun Playstation 2 versiyonu çıkabilir ve San Andreas`ı tahtından indirebilir.
Şimdiye kadar San Andreas oyununda gördüğümüz yüzme bu oyuna "gerçekçi" bir operasyon geçirerek ve birazda kırpılarak eklenmiş.Victor 60 ile 90 saniye arasında yüzebiliyor ve bu süre bittiğinde yorularak dibe doğru batıyor.Bu oldukça hoş düşünülmüş gerçekçi bir ayrıntı.Ayrıca Victor dibe dalamıyor.Bu yüzden Vice City denizinin dibini görmek maalesef bizim için bir kez daha hayal oluyor.
Başka tartışılan olayda VCS`de bisiklet olup olmayacağıdı.Oyunda bisiklet var FAKAT sizden başka kimse kullanamıyor.Bindiğinizde size bir görev veriyor ve en hızlı sürenizi yaparak parkuru tamamlamaya çalışıyorsunuz.İsterseniz bisikleti başka yere ittirerek görev almayarakta binip gezebilirsiniz.Tamamen size kalmış.
Bir Vice City klasiği olan "Dodo yerine Skimmer ile idare etme" bu oyunumuzda da mevcut.Oyunda Dodo uçağı yok.O yüzden Skimmer ile yetinmek zorundasınız.Zaten çok çeşitteki helikopterler size dodonun eksikliğini yaşatmayacaktır.Oyunda eski GTA serilerinde gördüğümüz helikopterlerin yanı sıra yeni helikopterlerde eklenmiş.Bunların ne olduğunu söylemeyeyim, siz kendiniz oynayıp görün.Süprizi kaçmasın.
Oyundaki motosiklet çeşidinde de artış var.Yeni modeller eklenmiş durumda motosikletler koleksiyonuna.Hepsinide beğeneceğinizi umuyorum.
Hud ve harita sistemi San Andreas`tan araklama.Bu oyunda açıkça belli oluyor.Tek fark Vice City havasında olması için eneji barının pembe, zırh barının açık mavi olması.Onun haricinde San Andreas`taki huddan ve harita gösteriminden pek farkı yok.Aslında bu harita ve hud tipi güzeldi ve beğenilmişti.Herhalde Rockstar Games bunu farketmişki tüm GTA Stories serilerinde bu sistemle karşılaşıyoruz.
Oyundaki araç kullanımı gelebilecek en son seviyeye ulaşmış.Rockstar Games PSP sahiplerini zorlamamak için sürüşü mükemmel hâle getirmiş.Victor her aracı çok kolay kontrol edebiliyor ve araca hükmetmekte hiçte zorlanmıyor.Motosiklet kullanmak artık işkence olmaktan çıkıyor.
Birazda yapay zekadan bahsedelim.Oyundaki yapay zeka bir GTA`ya yakışacak şekilde.Ne aşırı derecede zor nede çok kolay alt edilebilecek bir yapay zeka var oyunda.Artık Vice City polisi eskisi gibi mükemmel değil, tam olması gerektiği gibi olmuş.Buda oyun için artı puan.
Oyun hakkındaki tüm bilinmesi gerekenleri saydık.Şimdi en çok merak edilen multiplayer incelemesine geçelim.

"Multiplayer!Yeah!"
Oyunumuzun en büyük artısı multiplayer modu.PSP`deki Wi-Fi özelliği sayesinde GTA Vice City Stories çoklu oyuncuya destek veriyor.Buda GTA eğlencesini bir kat daha arttırıyor.PSP sayesinde GTA serisine eklenen multiplayer özelliği umarız ileride çıkacak GTA oyunlarında da olur.Şimdi bu oyundaki multiplayer modlarını inceleyelim.
Empire Takedown: Bu oyun modunda oyuncular iki takım hâlinde yarışıyorlar.Her oyuncuda bir adet patlayıcı bulunmakta.Amaç rakip takımın binasına patlayıcı yerleştirerek havaya uçurmak.
V.I.P. R.I.P.: Bu modda oyuncular yine iki takım hâlinde yarışmakta.Oyunculardan biri V.I.P. oluyor ve şehirdeki 5 çantayı toplayıp şehirden uzaklaşması gerekiyor.Bir takım V.I.P.`yi korurken diğer takım çantaları toplayıp şehirden kaçmadan V.I.P.`yi öldürmek zorunda.
Street Rage: Bu modda yarışıyoruz.Yarışacağımız aracı seçip ona göre yarışıyoruz.Araba, motosiklet, kamyon ve jet skilerle yarışabilirsiniz.Önce bu modu sonrada yarışmak istediğiniz aracı seçip oyuna bağlanıyorsunuz.
Grand Theft Auto: Oyunumuzun adını alan multiplayer modu.Oyunculara bir liste veriliyor.Her oyuncu bu listede aranan bir arabayı bulup sağ salim garaja getirmek zorunda.Liste tamamlandığında en çok arabayı getiren oyunu kazanıyor.Ancak bu kadar kolay olacağını sanmayın.İşin içinde diğer oyuncuların yapacağı pisliklerde var sonuçta.
Taken For A Ride: Bu modda amacımız rakip gangesterlerin aracını çalarak üssümüze geri dönmek.Rakibinin arabasını en çabuk araklayan puanı kazanır.
The Hitlist: Bu modda oyuncular öldürebildikleri kadar adam öldürmek zorunda.Hiç kimse takım değil ve herkes başının çaresine bakıp en çok adamı öldürmek zorunda.Bol şanslar ve iyi adam indirmeler.
Vice City Survivor: Bu modda oyuncular belirli sayıda adam öldürmeye çalışıyorlar.Adam öldürme limitine ilk ulaşan oyunun galibi oluyor.Tüm şehir açık olduğu için hiçbir yer kısıtlaması yok.Yeterki diğer oyunculardan daha hızlı olup belirlenen frag sayısına ilk önce ulaşmaya çalışın.O zaman oyun sizindir.
Protection Racket: Bu modda iki takım var.Bu takımlardan birinin amacı limuzini korumak diğerinin amacı limuzini araklamak.Koruma takımındaysanız limuzininizi kaptırmayaya, saldırı takımında iseniz limuzini parçalanmadan üssünüze götürmeye çalışın.
Might Of The Hunter: Bu modda iki takımımız bulunmakta.Bu takımlardan birinin oyuncuları hunter kullanarak diğer takım oyuncularını öldürmeye çalışırken diğer takımın oyuncularıda ellerindeki silahlarla hunterları yada sürücülerini indirmek için uğraşacaklar.Sürücüsü öldürülen hunterlar diğer takımın oyuncuları tarafından kullanılabilir.Bol avlar.
Tanks For The Memories: Bu modda oyuncular tanklarla haşır neşir oluyor.Bir kişi tanka binip verilen görevi yerine getirmeye çalışırken diğer oyuncularda tankı durdurmak için ellerinden geleni yapmaya çalışacaklar.Tank bu oyunda belirli bir yerde bulunuyor ve ilk binen oyuncuya görev veriliyor.Güzel ve zor bir multiplayer modu.
"Ladies and gentlemen, let`s pop!"
Oyun hakkında çok şey konuştuk, detaylı bir şekilde inceledik.Oyun birkaç hata dışında neredeyse mükemmel.Şimdi kısaca toparlamak gerekirse Grand Theft Auto: Vice City Stories şu ana kadar PSP için çıkmış en güzel ve en iyi oyun.Eğer PSP sahibi iseniz mutlaka alıp oynamalısınız.
Gönderen cLAO zaman: 08:00 0 yorum
Etiketler: Oyun İncelemeleri
Burnout™ Dominator
PSP’de adrenalin yüklü Burnout deneyimi ile sürüş limitlerini zorlayın.
Onatlı yarış, Burnoutlar ve akıl almaz hızlara ulaşmak için 8 ayrı mekanda koşuluyor. Amaç yarışı kazanıp Burout’da kalıcı olmak, başarıyla gerçekleştirilen her manevradan sonra gösterge yeniden doluyor ve daha riskli yarış yollarına geçiliyor.
Çoklu oyuncu desteği oldukça güçlü, size ve arkadaşlarınıza teke tek Ad Hoc ve Infrastructure modlarında ya da tek PSP’de Party Play modunda yarışmanıza olanak sağlıyor.
Ek olarak, PSP’ye ait olan bir özellik sayesinde arkadaşlarınızla oyununuzu Ad Hoc üzerinden eşitleyip skorlarınızı ve zamanlarınızı yarıştırabilirsiniz. Infrastructure modunda eşitlenmiş bilgileri güncelleyebilir, zamanları karşılaştırabilir ve arabalarının tasarımlarını alıp istediğiniz yerde onlara karşı yarışabilirsiniz.
- Tüm yarış türleri için tasarlarmış pistler üzerinde mücadele
- Oyununuzu arkadaşlarınızla eşitleyip en zaman ve skorlarını geçin
- Yeni yollar indirerek deneyiminizi geliştirin
Gönderen cLAO zaman: 07:50 0 yorum
Etiketler: Oyun Önincelemeleri
FORMULA ONE 06™
FIA FORMULA ONE WORLD CHAMPIONSHIP™’in resmi oyunu döndü.
FORMULA ONE™ dünyasına buyurun.
- Resmi FORMULA ONE oyunu döndü, bütün 2006 arabaları, sürücüleri, takımları, pistleri ve kuralları burada.
- Seçin ve oynayın – kabiliyetlerinizi yeni sürüş destekleriyle mükemmelleştirin.
- Baskı altında serin kanlı olun – canlı oyun aksiyonu size beklenmedik çarpışmaların ve yarış kazalarının da içinde olduğu gerçekçi yarış deneyimini tattırıyor.
Gönderen cLAO zaman: 07:47 0 yorum
Etiketler: Oyun Önincelemeleri





